Yalçın Bayer'in, bugünkü Hürriyet'teki yazısından:
Biliyor musunuz?
...(Hüseyin Emiroğlu’ndan) Fatih ve Eminönü’nün birleşmesiyle oluşacak sur içindeki yeni belediyenin adının ’Asitane’ (Osmanlı’da İstanbul’un merkezinin adı) olmasını ve Büyükşehir Belediye Başkanının aynı zamanda bu ilçenin de belediye başkanı sayılması gerektiğini önerdiğini...
İstanbul Tarihi Merkezinin Korunması İçin Sivil Toplum Girişimi (İlk adı "Eminönü Platformu" idi)
17 Şubat 2008
15 Kasım 2007
"TARİHİ DEĞİL"' DİYEN MİMARMIŞ!
MİLLİYET'ten:
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, Sultanahmet'teki tarihi kalıntılar üzerine yaptığı restoran inşaatının mimarı Hilmi Şenalp, "Duvarın tarihi olup olmadığına ben karar verdim" dedi...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) Sultanahmet'teki tarihi kalıntılar üzerine yaptığı restoran inşaatının mimarı Muharrem Hilmi Şenalp "O duvarın tarihi olup olmadığına ben karar verdim. 'Duvar kalkacak' dedim ve projemi öyle çizdim" dedi. Şenalp hatanın, kendisinin çizdiği projeyi İBB'nin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na vermemesinden kaynaklandığını da savundu."Tarihini gömen ülke" başlığıyla Milliyet'in manşetten duyurduğu kaçak restoran inşaatının proje sorumlusu Şenalp bilgi verdi. Yıktıkları duvarın tarihi değeri olmadığını savunan Şenalp şunları söyledi:
'1950'lerde yapılmış'"Söz konusu duvar çimento ile çevreden toplanan taşlarla yapılmış bir duvardı. 1918 yılında çekilmiş hava fotoğraflarından burada bir yapının olduğu gözüküyor. Ancak o yapı burada bizden önce yapılmış olan yapıdan daha dar bir yapı. Daha önce yapılan binanın inşaatında kullanılan malzemeden anladığımıza göre tahminen 1950'lerde yapılmış. Bu bina, 1918'de çekilmiş hava fotoğrafında gözüken yapıdan daha geniş yapılmış. Tahminen orjinal bina yıkılmış yerine betonarme bir bina yapılmış ve daha sonra da önüne tarihiymiş izlenimi veren bir duvar örülmüş."
'Kurul'a sorulmalıydı'"Duvarın tarihi değeri olup olmadığına kimin karar verdiğini" sormamız üzerine Şenalp, şunları söyledi:"O duvarın tarihi olup olmadığına ben karar verdim. Projemde de o duvarı çizmedim. Rölövesinde o duvar gösterilir, restorasyon projesinde de kaldırılarak orada ne yapacaksanız, o gösterilir. Rölöve mevcudun tespitidir. Restorasyon da ne yapacaksanız odur. Ben o duvarı kaldırdığım için 'Oradaki gecekondularla beraber, muhdesler (sonradan yapılan) de temizlenecek' diye yazmışız projemizin üzerine. Onların hepsini temizlemiş atmışlar. İşin özü bu. 'Hangi uzman karar verdi' deniyor. Zamanında Kurul'a müracaat edilseydi bunların hiçbiri başımıza gelmezdi. Benim itibarımı kim yerden kaldırır, bu hiç kimsenin de umurunda değil."Tek yanlışın projenin zamanında Kurul'a sunulmaması olduğunu, bunun dışında bir kusurun bulunmadığını belirten Şenalp, projenin Kurul'a sunulmaması ve Kurul kararı olmadan müteahhidin işe başlatılmasının sorgulanması gerektiğini söyledi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, Sultanahmet'teki tarihi kalıntılar üzerine yaptığı restoran inşaatının mimarı Hilmi Şenalp, "Duvarın tarihi olup olmadığına ben karar verdim" dedi...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) Sultanahmet'teki tarihi kalıntılar üzerine yaptığı restoran inşaatının mimarı Muharrem Hilmi Şenalp "O duvarın tarihi olup olmadığına ben karar verdim. 'Duvar kalkacak' dedim ve projemi öyle çizdim" dedi. Şenalp hatanın, kendisinin çizdiği projeyi İBB'nin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na vermemesinden kaynaklandığını da savundu."Tarihini gömen ülke" başlığıyla Milliyet'in manşetten duyurduğu kaçak restoran inşaatının proje sorumlusu Şenalp bilgi verdi. Yıktıkları duvarın tarihi değeri olmadığını savunan Şenalp şunları söyledi:
'1950'lerde yapılmış'"Söz konusu duvar çimento ile çevreden toplanan taşlarla yapılmış bir duvardı. 1918 yılında çekilmiş hava fotoğraflarından burada bir yapının olduğu gözüküyor. Ancak o yapı burada bizden önce yapılmış olan yapıdan daha dar bir yapı. Daha önce yapılan binanın inşaatında kullanılan malzemeden anladığımıza göre tahminen 1950'lerde yapılmış. Bu bina, 1918'de çekilmiş hava fotoğrafında gözüken yapıdan daha geniş yapılmış. Tahminen orjinal bina yıkılmış yerine betonarme bir bina yapılmış ve daha sonra da önüne tarihiymiş izlenimi veren bir duvar örülmüş."
'Kurul'a sorulmalıydı'"Duvarın tarihi değeri olup olmadığına kimin karar verdiğini" sormamız üzerine Şenalp, şunları söyledi:"O duvarın tarihi olup olmadığına ben karar verdim. Projemde de o duvarı çizmedim. Rölövesinde o duvar gösterilir, restorasyon projesinde de kaldırılarak orada ne yapacaksanız, o gösterilir. Rölöve mevcudun tespitidir. Restorasyon da ne yapacaksanız odur. Ben o duvarı kaldırdığım için 'Oradaki gecekondularla beraber, muhdesler (sonradan yapılan) de temizlenecek' diye yazmışız projemizin üzerine. Onların hepsini temizlemiş atmışlar. İşin özü bu. 'Hangi uzman karar verdi' deniyor. Zamanında Kurul'a müracaat edilseydi bunların hiçbiri başımıza gelmezdi. Benim itibarımı kim yerden kaldırır, bu hiç kimsenin de umurunda değil."Tek yanlışın projenin zamanında Kurul'a sunulmaması olduğunu, bunun dışında bir kusurun bulunmadığını belirten Şenalp, projenin Kurul'a sunulmaması ve Kurul kararı olmadan müteahhidin işe başlatılmasının sorgulanması gerektiğini söyledi.
25 Eylül 2007
10 Ağustos 2007
İSTANBUL, "2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ" OLMAYA... "TÜM HIZIYLA" ve BÖYLESİ BİR "VAHŞİ YAPILAŞMA" İLE HAZIRLANIYOR…
28 Nisan 2007
AHIRKAPI'DA HIDRELLEZ 2007
2007 Hidrellezi 5 Mayıs Cumartesi akşamı!
Ayrıntılar: www.hidrellez.org 'da!
Ayrıntılar: www.hidrellez.org 'da!
29 Aralık 2006
2007'YE GİRERKEN...
"Daha iyiye gidiş"in ağır basacağı bir yeni yıl dileklerimizle...
Bu arada Armada ekibi, yalnızca Eminönü ilçesi ve tarihi yarımada için değil, ama "2007'de İSTANBUL" için 7 dilek tuttu:
1- Trafikten arındırılmış, temiz havalı ve yeşil alanlarının arttığı,
Siz de bu bağlamdaki dileklerinizi şuraya ekleyebilirsiniz...
Bu arada Armada ekibi, yalnızca Eminönü ilçesi ve tarihi yarımada için değil, ama "2007'de İSTANBUL" için 7 dilek tuttu:
1- Trafikten arındırılmış, temiz havalı ve yeşil alanlarının arttığı,
2- Yaşlılarının ve engellilerinin yaşama dahil edildiği,
3- Çocuklarının sahipsiz ve sokaklara bırakılmadığı,
4- Vatandaşının polisiyle dost olduğu,
5- Belediyesinin ve hemşehrilerinin şehrin sahibi olduğu,
6- Temiz enerjiyle çalışan toplu taşıma sistemlerinin arttığı,
7- "Nerelisin?" sorusuna "İstanbulluyum" diyenlerinin çoğaldığı
bir İstanbul diliyoruz...
Siz de bu bağlamdaki dileklerinizi şuraya ekleyebilirsiniz...
02 Temmuz 2006
07 Mayıs 2006
"AHIRKAPI'DA HIDRELLEZ 2006" ETKİNLİĞİNİ BAŞARIYLA TAMAMLADIK!
Ayrıntılar etkinliğe özel web sitemizde: www.hidrellez.org
Emeği geçen herkese içten teşekkür ediyoruz...
EMİNÖNÜ SİVİL GİRİŞİMİ
Emeği geçen herkese içten teşekkür ediyoruz...
EMİNÖNÜ SİVİL GİRİŞİMİ
BİR SORU VAR BURADA:
Bu sorunun yanıtını bilen varsa ve info (at) eminonuplatformu.org adresine yazarsa soruyu gönderen ziyaretçiye ileteceğiz. Teşekkürler.
Sitenizde Eminönü'ndeki Sümerbank'ın yerinde eskiden "Orozdibak" diye anılan bir mağazanın olduğunu okudum. Yaşlı eniştem eskiden Adana'da da aynı adlı bir dükkanın olduğundan ve dedesinin züccaciye mağazasına İstanbul'daki ana mağazadan gemiyle mal geldiğini anlattı. Adana'daki mağaza zannedersem 1928'de yandıktan sonra da o mıntıkanın Orozdibak diye anıldığından bahsetti. Bu ismin aslı Fransızca'dan mı geliyor acaba? Nasıl yazıldığını biliyor musunuz? Bana bildirebilirseniz çok sevinirim. Teşekkürler.
Sitenizde Eminönü'ndeki Sümerbank'ın yerinde eskiden "Orozdibak" diye anılan bir mağazanın olduğunu okudum. Yaşlı eniştem eskiden Adana'da da aynı adlı bir dükkanın olduğundan ve dedesinin züccaciye mağazasına İstanbul'daki ana mağazadan gemiyle mal geldiğini anlattı. Adana'daki mağaza zannedersem 1928'de yandıktan sonra da o mıntıkanın Orozdibak diye anıldığından bahsetti. Bu ismin aslı Fransızca'dan mı geliyor acaba? Nasıl yazıldığını biliyor musunuz? Bana bildirebilirseniz çok sevinirim. Teşekkürler.
21 Mart 2006
06 Şubat 2006
27 Ekim 2005
25 Ekim 2005
24 Eylül 2005
11 Eylül 2005
26 Ağustos 2005
25 Ağustos 2005
Ahırkapı Feneri 148 yıldır ışıldıyor
Burak AKBULUT - Hürriyet
Ahırkapı Feneri, 148 yıldır verdiği ışıkla İstanbul Boğazı’ndan geçiş yapan gemicilerin rehberi. Fenerde yaşayan fener bakıcısı Ahmet Sarpbaş, günümüzde elektrikle çalışan fenerin, herhangi bir sebeple arıza yapması durumunda, hálá Osmanlı dönemindeki gibi kurmalı sistemle çalıştırılabildiğini söylüyor.
Eminönü, Ahırkapı’da denizden yüksekliği 36 metre, zeminden yüksekliği de 26 metre ve 136 basamaklı olan Ahırkapı Feneri, her 5.5 saniyede yarım saniye ışık veriyor. Gelişen teknoloji ile birlikte elektrik motoruna bağlı olarak çalışan fener, arıza durumunda ağırlık mekanizması ve bir zemberek aracılığıyla hareket edebiliyor. Ahırkapı Feneri’nin bakıcılığını 11 yıldır Ahmet Sarpbaş üstlenmiş durumda. Fener’in artık ne zaman arıza yapacağını tahmin ettiğini söyleyen Sarpbaş, ‘Eskiden her iki buçuk saatte bir kurmak gerekirdi. Ama günümüzde fener elektrik tahriki ile çalışıyor. Akşamları 20.40’da yanıyor, sabaha karşı 06.00 gibi sönüyor. Ancak herhangi bir sebepten dolayı fener çalışmasa bile 1857 yılındaki kurmalı sistemi devreye sokabiliyoruz. Yani, fener ilk günkü işlevini hala koruyor’ diyor.
PUSULA İŞLEVİ GÖRÜYOR
Fenerde ailesiyle birlikte yaşayan Ahmet Sarpbaş, 11 yaşındaki oğlu Altan’ın ve eşi Çiğdem Sarpbaş’ın da artık bu yaşama alıştığını söyleyerek, ‘5 odalı dubleks bir yerde oturuyorum. Ne altımda, ne üstümde yaşayan var’ diyerek gülüyor. Gemicilerin ilk gördükleri eneri rota olarak aldıklarını söyleyen 43 yaşındaki Sarpbaş, ‘Ahırkapı Feneri, 5.5 saniyede bir yanması özelliği ile boğazdaki tek fener. Bu özelliği ile aynı zamanda pusula işlevini görür’ diye konuşuyor. Fenerin tarihçesiTarihi Ahırkapı Feneri, önemli bir deniz kazasından sonra yaptırıldı. Söz konusu kaza, 1755 yılında Mısır’a gitmekte olan bir kalyonun fırtınaya kapılarak Kumkapı’da karaya oturması ile meydana geldi. Olayı öğrenen III. Osman ve Sadrazam Sait Paşa, Kumkapı’ya giderek kurtarma çalışmalarını izledi. Kurtarılan gemicilerden biri, ‘Eğer burada ve surlar üzerinde bir kandil yakılırsa, gemiler ışığı görerek yollarını bulurlar’ dedi. Bunun üzerine III. Osman, bir fener yapılmasını emredince Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa bir fener inşa ettirdi. Temelleri o yıllarda atılan Ahırkapı Feneri, bugünkü halini 1857 yılında aldı. Fransız Fenerler İdaresi tarafından yaptırılan Ahırkapı Feneri, hálá eski güzelliğini muhafaza ediyor.
Burak AKBULUT - Hürriyet
Ahırkapı Feneri, 148 yıldır verdiği ışıkla İstanbul Boğazı’ndan geçiş yapan gemicilerin rehberi. Fenerde yaşayan fener bakıcısı Ahmet Sarpbaş, günümüzde elektrikle çalışan fenerin, herhangi bir sebeple arıza yapması durumunda, hálá Osmanlı dönemindeki gibi kurmalı sistemle çalıştırılabildiğini söylüyor.
Eminönü, Ahırkapı’da denizden yüksekliği 36 metre, zeminden yüksekliği de 26 metre ve 136 basamaklı olan Ahırkapı Feneri, her 5.5 saniyede yarım saniye ışık veriyor. Gelişen teknoloji ile birlikte elektrik motoruna bağlı olarak çalışan fener, arıza durumunda ağırlık mekanizması ve bir zemberek aracılığıyla hareket edebiliyor. Ahırkapı Feneri’nin bakıcılığını 11 yıldır Ahmet Sarpbaş üstlenmiş durumda. Fener’in artık ne zaman arıza yapacağını tahmin ettiğini söyleyen Sarpbaş, ‘Eskiden her iki buçuk saatte bir kurmak gerekirdi. Ama günümüzde fener elektrik tahriki ile çalışıyor. Akşamları 20.40’da yanıyor, sabaha karşı 06.00 gibi sönüyor. Ancak herhangi bir sebepten dolayı fener çalışmasa bile 1857 yılındaki kurmalı sistemi devreye sokabiliyoruz. Yani, fener ilk günkü işlevini hala koruyor’ diyor.
PUSULA İŞLEVİ GÖRÜYOR
Fenerde ailesiyle birlikte yaşayan Ahmet Sarpbaş, 11 yaşındaki oğlu Altan’ın ve eşi Çiğdem Sarpbaş’ın da artık bu yaşama alıştığını söyleyerek, ‘5 odalı dubleks bir yerde oturuyorum. Ne altımda, ne üstümde yaşayan var’ diyerek gülüyor. Gemicilerin ilk gördükleri eneri rota olarak aldıklarını söyleyen 43 yaşındaki Sarpbaş, ‘Ahırkapı Feneri, 5.5 saniyede bir yanması özelliği ile boğazdaki tek fener. Bu özelliği ile aynı zamanda pusula işlevini görür’ diye konuşuyor. Fenerin tarihçesiTarihi Ahırkapı Feneri, önemli bir deniz kazasından sonra yaptırıldı. Söz konusu kaza, 1755 yılında Mısır’a gitmekte olan bir kalyonun fırtınaya kapılarak Kumkapı’da karaya oturması ile meydana geldi. Olayı öğrenen III. Osman ve Sadrazam Sait Paşa, Kumkapı’ya giderek kurtarma çalışmalarını izledi. Kurtarılan gemicilerden biri, ‘Eğer burada ve surlar üzerinde bir kandil yakılırsa, gemiler ışığı görerek yollarını bulurlar’ dedi. Bunun üzerine III. Osman, bir fener yapılmasını emredince Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa bir fener inşa ettirdi. Temelleri o yıllarda atılan Ahırkapı Feneri, bugünkü halini 1857 yılında aldı. Fransız Fenerler İdaresi tarafından yaptırılan Ahırkapı Feneri, hálá eski güzelliğini muhafaza ediyor.
07 Ağustos 2005
Prof.Dr. EYİDOĞAN'DAN:
ORTAYLI YAZISININ HATIRLATTIKLARI
Sayın İlber ORTAYLI nın 7 Ağustos 2005 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan 'Eminönü İlçesine sahip çıkalım' başlıklı makalesindeki önemli teşhisler' ve 'cesur öneriler' için çok sağolsun. Ellerine sağlık.
Bu tarihi yarımada parçasını kurtarmanın birinci ve köktenci yolu Sayın Ortaylı'nın belirttiği gibi 'abuk sabuk yapıları yıkmak' olacaktır. Bu yoz yapıları saptamak çok kolaydır ve zaten bunların büyük bir bölümünün depreme hazırlık çalışmaları kapsamındaki yeniden planlama ve kentsel dönüşüm çerçevesinde yıkılması gündeme gelecektir.
Teşhislerden önemli bir tanesi de bu bölgenin yerli halkının buradan kaçmış olmasıdır. Maalesef eğitim ve kültür merkezi olarak planlanması gereken bir yer imalathane ve iş merkezleri ile doldurulmaya başlayınca gelinen nokta böyle olmuştur ve bu devam etmektedir. İstatistikler bunu ortaya koyuyor. İstanbul'un kültür düzeyi yüksek, geliri iyi erkanı bu bölgeye yerleşmek için gelebilse, imalathaneler ve iş yerleri de başka bir yerlere gitse bu sorun çözülme startı alabilir. İstanbul Üniversitesi'nin bir çok fakültesini Avcılara taşıdılar. Allahtan binaları duruyor. Perşembe pazarı için Perpa, bir sürü iş için İkitelli Sanayi sitesi kuruldu ama hala işyerleri Eminönü'nde. Karaköy-Kasımpaşa arası sahilin bugün ne halde olduğunu düşünsenize. Akşam orada oturup manzarayı seyredecek bir mekan kaldı mı? Eminönü meydanınındaki motor iskelesinden Eski Ticaret Odası (şimdiki İstanbul Ticaret Üniversitesi) arasındaki mezbelelik ne? Tarihi yarımadayı moloz ve çöplerden kurtarmak zamanı geldi geçiyor. Bulunduğu mekana aidiyet hissiyatı olmayan bir insandan o mekana ne katkı beklersiniz. 'Ben buradan gelir geçerim, geçerken de götürürüm' anlayışının sonuçları bunlar. Bu tarihi yarımadada Üniversite, Otel, Turistik işyerleri ve diğer kültürel faaliyet erbabı için mekanlar dışında diğer faaliyet alanları giderek kısıtlanırsa ve o meslek erbabının burada konutlanması sağlanırsa sanırım önemli mesafe alırız. Sayın Ortaylı'nın 'Yerin üstündeki Osmanli-Bizans eserleri kadar yerin alti da onlarla doludur' teşhisi üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bunların araştırılması ve ortaya çıkarılması için şu anda üstünde olan bir sürü işe yaramaz yapının kaldırılması gerekiyor. Çok zor bir iş. Ama o zoru başarmadan tarihi hüviyeti sergileyemezsiniz. Sergileyemediğiniz tarihi eserlere de kimse gelmez. Yeraltındaki eserlerinin ortaya çıkarılması için arkeologlara ve jeofizikçilere epey iş düşecek. Günümüzde yüksek ayrımlama niteliğine sahip cihazlarla yeraltını görüntülemek daha kolay ve hızlı.
Bu konu vesilesiyle bir öneride bulunmak istiyorum. Eminönü platformu tarihi yarımadanın bir bölümü. Fatih, Haliç kıyıları ve Pera da bu platformun içine alınabilse ve 'Tarihi Yarımada Platformu'na dönüşse acaba nasıl olur. Bir öneri....
Prof.Dr. Haluk Eyidoğan
Sayın İlber ORTAYLI nın 7 Ağustos 2005 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan 'Eminönü İlçesine sahip çıkalım' başlıklı makalesindeki önemli teşhisler' ve 'cesur öneriler' için çok sağolsun. Ellerine sağlık.
Bu tarihi yarımada parçasını kurtarmanın birinci ve köktenci yolu Sayın Ortaylı'nın belirttiği gibi 'abuk sabuk yapıları yıkmak' olacaktır. Bu yoz yapıları saptamak çok kolaydır ve zaten bunların büyük bir bölümünün depreme hazırlık çalışmaları kapsamındaki yeniden planlama ve kentsel dönüşüm çerçevesinde yıkılması gündeme gelecektir.
Teşhislerden önemli bir tanesi de bu bölgenin yerli halkının buradan kaçmış olmasıdır. Maalesef eğitim ve kültür merkezi olarak planlanması gereken bir yer imalathane ve iş merkezleri ile doldurulmaya başlayınca gelinen nokta böyle olmuştur ve bu devam etmektedir. İstatistikler bunu ortaya koyuyor. İstanbul'un kültür düzeyi yüksek, geliri iyi erkanı bu bölgeye yerleşmek için gelebilse, imalathaneler ve iş yerleri de başka bir yerlere gitse bu sorun çözülme startı alabilir. İstanbul Üniversitesi'nin bir çok fakültesini Avcılara taşıdılar. Allahtan binaları duruyor. Perşembe pazarı için Perpa, bir sürü iş için İkitelli Sanayi sitesi kuruldu ama hala işyerleri Eminönü'nde. Karaköy-Kasımpaşa arası sahilin bugün ne halde olduğunu düşünsenize. Akşam orada oturup manzarayı seyredecek bir mekan kaldı mı? Eminönü meydanınındaki motor iskelesinden Eski Ticaret Odası (şimdiki İstanbul Ticaret Üniversitesi) arasındaki mezbelelik ne? Tarihi yarımadayı moloz ve çöplerden kurtarmak zamanı geldi geçiyor. Bulunduğu mekana aidiyet hissiyatı olmayan bir insandan o mekana ne katkı beklersiniz. 'Ben buradan gelir geçerim, geçerken de götürürüm' anlayışının sonuçları bunlar. Bu tarihi yarımadada Üniversite, Otel, Turistik işyerleri ve diğer kültürel faaliyet erbabı için mekanlar dışında diğer faaliyet alanları giderek kısıtlanırsa ve o meslek erbabının burada konutlanması sağlanırsa sanırım önemli mesafe alırız. Sayın Ortaylı'nın 'Yerin üstündeki Osmanli-Bizans eserleri kadar yerin alti da onlarla doludur' teşhisi üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bunların araştırılması ve ortaya çıkarılması için şu anda üstünde olan bir sürü işe yaramaz yapının kaldırılması gerekiyor. Çok zor bir iş. Ama o zoru başarmadan tarihi hüviyeti sergileyemezsiniz. Sergileyemediğiniz tarihi eserlere de kimse gelmez. Yeraltındaki eserlerinin ortaya çıkarılması için arkeologlara ve jeofizikçilere epey iş düşecek. Günümüzde yüksek ayrımlama niteliğine sahip cihazlarla yeraltını görüntülemek daha kolay ve hızlı.
Bu konu vesilesiyle bir öneride bulunmak istiyorum. Eminönü platformu tarihi yarımadanın bir bölümü. Fatih, Haliç kıyıları ve Pera da bu platformun içine alınabilse ve 'Tarihi Yarımada Platformu'na dönüşse acaba nasıl olur. Bir öneri....
İLBER ORTAYLI YAZIYOR: EMİNÖNÜ
Eminönü ilçesine sahip çıkalım.
Eminönü ilçesini ayağa kaldırmak için gerekirse özel kanun çıkartmalıyız. Yapılan abuk sabuk binaları en kısa zamanda buldozerle temizlemek zorundayız. Eğer bu imar hamlesini yapmazsak, torunlarımız bunu bizimle alay ederek yapacak...
İstanbul'un merkez ilçesidir. Türkiye'nin ve imparatorluklar İstanbul'unun merkezi bugünkü Eminönü ilçesinin sınırları içerisinde kalır. Byzantion aşağı yukarı Sarayburnu ve Topkapı mıntıkasını kapsardı. Büyük Konstantin'in kurduğu şehir ise bugünkü Eminönü bölgesi yani Sarayburnu, bugünkü Haseki ekseni arasında yer alırdı. Konstantin surlarının bu bölgeden geçtiği anlaşılıyor. İstanbul ancak kuruluşundan bir asır sonra İmparator Theodosyus tarafından bugünkü surlarla genişletilmiştir.
Eminönü hiç kuşkusuz dünya başkentinin 1500 yıllık yüksek düzeydeki mimari mirasını yer üstünde ve yeraltında barındırır. Dünyada altıncı asırda inşa edilen Ayasofya'dan daha büyük mabet ve bina yoktu ve on altıncı asırdan itibaren gene bu bölgede dünyaya parmak ısırtan diğer cami ve abideler yapıldı. Yerin üstündeki Osmanlı-Bizans eserleri kadar yerin altı da onlarla doludur. Ortadan kaybolan kaç hamamın, medresenin, kaç mezarlığın ve çeşmenin kalıntıları yerin altındadır. Bildiğimizden çok bilmediğimiz var ve her hoyrat hafriyat ve kazıda bunların birçoğu harap olmaktadır. Eminönü ilçesi yeni belediye başkanı Nevzat Er tarafından yaptırılan birtakım anket ve sayımlarla durum daha iyi anlaşılıyor. Bir kere bu bölge Türkiye'nin en hızlı fakirleşen ve nüfus kaybeden ilçesidir. 2000 yılında hane sayısı 7 bin 577 iken -ki bu sayımı Devlet İstatistik Enstitüsü yapmıştır- Eminönü Belediyesi'nin 2003 yılında yaptırdığı araştırmalarda hane sayısının 6 bin 400'e, bir yıl sonra 2004'te 6 bin 2'ye düştüğü görülmüştür. Gerçek anlamda konutlaşmak ve orta sınıfa açılmak gerekiyor. Eminönü nüfusunun çoğunluğu gündüzcüdür. Burada geceleyenler fakirdir. Nitekim 25 bin 68 kişilik gececilerin içinde yüzde 55'i erkek, yüzde 45'i kadındır. Bu bekar nüfusun yaşadığı tipik bir çöküntü havzası havasını vermektedir. 24 yaşın altındaki nüfus yarıdan çoktur. Genel nüfusunun yüzde 20'si okuma yazma bilmeyen Eminönü sakinleri Türkiye cehalet ortalamasının da hayli üstünde bir oran sergilemektedir. Daha korkuncu, bu nüfusun yüzde 33'ünün devamlı bir işi varken yüzde 67'si işsizdir. Ancak, süratle değişen nüfusun kökeni ilk başta Orta Anadolu bölgesiyken, 2004 anketinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu ağırlık kazanmıştır. Çalışan nüfusun yüzde 70'e yakını düşük gelir grubu içindedir. Kazandığının yarısını yiyeceğe, öbür yarısını sefil ve konforsuz konutlara kira olarak vermektedir. Burada İstanbul doğumlular çoğu genç olmak üzere yüzde 7,5 oranındadır. Hülasa bu nüfusun ne yaşadığı hayat, ne refahı ne de eğitimi itibarıyla Eminönü'yü sevmesi, benimsemesi mümkündür. İmparatorluklar devrinde en seçkin nüfusun yaşadığı, daha 20'nci yüzyıl ortasında bile Fuad Köprülü (Akbıyık'ta), Kâzım İsmail Gürkan (bugün ismini taşıyan Yerebatan civarındaki caddede) gibi ünlü profesörlerin yaşadığı Eminönü ilçesi, artık seçkin İstanbulluların ancak nostaljik turlarla ara sıra uğradığı yerdir.Eminönü ilçesi, bizim Armada Oteli'nin yöneticisi dostumuz Mehmet Tansuğ'un kullandığı bir deyimle "Başını yastığa burada koymayan" nüfusun bölgesidir. Satın alınıp sözde restore edilen harabelerin çoğu oteldir. Bu otellerin de kaçta kaçı gerçekten bu sanatı hakkıyla yerine getirir, ne kadarı kısa ömürde ortalama turistten para kazanır tartışılacak konudur. Eminönü eski sahafların bile önemini ve hizmet öncülüğünü kaybettiği ve ancak bazı yayınevlerinin bulunduğu, okulların ise tercih etmediği bir bölgedir. Konut bölgesinin gelişme göstermesini engelleyecek unsurların başında imalat sektörünün burada bulunması gelir. Bu kadar izbe imalathane ve depo ile Eminönü'nün cazip bir bölge olması mümkün değildir. Bizim neslin hayatı içinde İstanbul'un "İstanbulca konuşan halkı" buradan kaçmıştır. Gelenler eğitimsiz bekar işçiler kalabalığı ve onların sığındığı bir alay garip imalathane ve depodur. Şimdi bir butik oteller kalabalığı bunların yerini almak için didiniyor. Bunlar öbürüne tercih edilse de buraya ne nezafet ne de nezaket ve zarafet getirecekleri şüphelidir. Konuta açılmayan Eminönü bölgesi bu haliyle ancak yakın gelecekte suçluluğa açılabilir. Gerçek anlamda konutlaşmanın, orta sınıfa açılmasının birtakım tedbirlerle teşviki ve temini gerekir. Muhteşem eserler insanlığın dikkatini bu bölgeye çekiyor.
Niçin Eminönü diyoruz? Çünkü Eminönü ne halt edersek edelim elan "1500 yıllık başkentim" diye bağırıyor. Beşer tarihinin iftiharı olan bu kadar eser ve cesim olanların yanında küçük ama muhteşem olanları bu bölgeye bütün insanlığın dikkatini çekiyor. Eğer UNESCO'dan, şuradan buradan birtakım adamlara "Sizi dünya mirası listesinden çıkartırız ha!" gibisinden sinir bozucu laflar ettirmek istemiyorsak, aklımızı başımıza toplamalıyız. Bir kere Türkiye müzelerinin yüzde 70 gelirini getiren Ayasofya ve Topkapı gibi devasa miras buradadır. Onların yanıbaşındaki Arkeoloji Müzesi geliri itibarıyla onlarla baş edemese de zenginlik ve önem bakımından Türkiye'nin çağdaş kültürünün ve arkeoloji ilminin yüz akıdır. Bir de Sultanahmet'teki Türk İslam Eserleri Müzesi gibi zenginliği sayalım. Bu müzeler adası ve etraftaki tarihi sarnıçlar Osmanlı su terazileri, Valens gibi Roma su kemerleri, küçük kiliseler, pandantif gibi camiler her biri mücevher gibi olan 100'e yakın türbe, selatin camileri yanında Sokollu ve Rüstem Paşa gibi mutantan veziri azam camileri bu bölgenin hem ulusal iftihar vesilesi hem de uluslararası önemde bir yer olmasına nedendir. Eminönü nüfusuna dikkat etmek zorundayız. İcabında idaresi için hususi kanun çıkartmak zorundayız. Bütçesini belediye bütçeleri ve gelirleri sistemi içinde düşünmeliyiz. Asayişine ve imar kurallarına istisnai kurumlarla müdahale etmek zorundayız. En başta üniversite olmak üzere devletin ve ardından özel şahısların buraya abuk sabuk binalar yapmasına izin veremeyiz. Yapılan yanlışları en kısa zamanda buldozer marifetiyle temizlemek zorundayız. Bu İstanbul için ikinci bir imar hamlesi demektir ama yapmalıyız. Biz yapamazsak evlatlarımız ve torunlarımız bizlerle alay ederek yapacak. En çok dikkat edilmesi gereken bu bölgede 19'uncu asır devletinin fizik yapılarla somutlaştığını bilmeliyiz ve o eski nezaret binalarını tekrar akıllıca restore edip kullanmayı düşünmeliyiz. Sultanahmet Meydanı'ndaki çirkin adliye binasını -ki maalesef dahi mimarımız Sedad Hakkı bey tarafından yapılmıştır- ve bir gudubet yapı olan büyükşehir belediye binasını hâk ile yeksan yani yerle bir etmenin yollarını düşünmeliyiz. Bazen çirkinliği yıkmak, güzelliğe ve doğruluğa hizmetin en iyi yoludur.
Kaynak: Milliyet PAZAR, 7 Ağustos 2005
İlber ORTAYLI
Eminönü ilçesini ayağa kaldırmak için gerekirse özel kanun çıkartmalıyız. Yapılan abuk sabuk binaları en kısa zamanda buldozerle temizlemek zorundayız. Eğer bu imar hamlesini yapmazsak, torunlarımız bunu bizimle alay ederek yapacak...
İstanbul'un merkez ilçesidir. Türkiye'nin ve imparatorluklar İstanbul'unun merkezi bugünkü Eminönü ilçesinin sınırları içerisinde kalır. Byzantion aşağı yukarı Sarayburnu ve Topkapı mıntıkasını kapsardı. Büyük Konstantin'in kurduğu şehir ise bugünkü Eminönü bölgesi yani Sarayburnu, bugünkü Haseki ekseni arasında yer alırdı. Konstantin surlarının bu bölgeden geçtiği anlaşılıyor. İstanbul ancak kuruluşundan bir asır sonra İmparator Theodosyus tarafından bugünkü surlarla genişletilmiştir.
Eminönü hiç kuşkusuz dünya başkentinin 1500 yıllık yüksek düzeydeki mimari mirasını yer üstünde ve yeraltında barındırır. Dünyada altıncı asırda inşa edilen Ayasofya'dan daha büyük mabet ve bina yoktu ve on altıncı asırdan itibaren gene bu bölgede dünyaya parmak ısırtan diğer cami ve abideler yapıldı. Yerin üstündeki Osmanlı-Bizans eserleri kadar yerin altı da onlarla doludur. Ortadan kaybolan kaç hamamın, medresenin, kaç mezarlığın ve çeşmenin kalıntıları yerin altındadır. Bildiğimizden çok bilmediğimiz var ve her hoyrat hafriyat ve kazıda bunların birçoğu harap olmaktadır. Eminönü ilçesi yeni belediye başkanı Nevzat Er tarafından yaptırılan birtakım anket ve sayımlarla durum daha iyi anlaşılıyor. Bir kere bu bölge Türkiye'nin en hızlı fakirleşen ve nüfus kaybeden ilçesidir. 2000 yılında hane sayısı 7 bin 577 iken -ki bu sayımı Devlet İstatistik Enstitüsü yapmıştır- Eminönü Belediyesi'nin 2003 yılında yaptırdığı araştırmalarda hane sayısının 6 bin 400'e, bir yıl sonra 2004'te 6 bin 2'ye düştüğü görülmüştür. Gerçek anlamda konutlaşmak ve orta sınıfa açılmak gerekiyor. Eminönü nüfusunun çoğunluğu gündüzcüdür. Burada geceleyenler fakirdir. Nitekim 25 bin 68 kişilik gececilerin içinde yüzde 55'i erkek, yüzde 45'i kadındır. Bu bekar nüfusun yaşadığı tipik bir çöküntü havzası havasını vermektedir. 24 yaşın altındaki nüfus yarıdan çoktur. Genel nüfusunun yüzde 20'si okuma yazma bilmeyen Eminönü sakinleri Türkiye cehalet ortalamasının da hayli üstünde bir oran sergilemektedir. Daha korkuncu, bu nüfusun yüzde 33'ünün devamlı bir işi varken yüzde 67'si işsizdir. Ancak, süratle değişen nüfusun kökeni ilk başta Orta Anadolu bölgesiyken, 2004 anketinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu ağırlık kazanmıştır. Çalışan nüfusun yüzde 70'e yakını düşük gelir grubu içindedir. Kazandığının yarısını yiyeceğe, öbür yarısını sefil ve konforsuz konutlara kira olarak vermektedir. Burada İstanbul doğumlular çoğu genç olmak üzere yüzde 7,5 oranındadır. Hülasa bu nüfusun ne yaşadığı hayat, ne refahı ne de eğitimi itibarıyla Eminönü'yü sevmesi, benimsemesi mümkündür. İmparatorluklar devrinde en seçkin nüfusun yaşadığı, daha 20'nci yüzyıl ortasında bile Fuad Köprülü (Akbıyık'ta), Kâzım İsmail Gürkan (bugün ismini taşıyan Yerebatan civarındaki caddede) gibi ünlü profesörlerin yaşadığı Eminönü ilçesi, artık seçkin İstanbulluların ancak nostaljik turlarla ara sıra uğradığı yerdir.Eminönü ilçesi, bizim Armada Oteli'nin yöneticisi dostumuz Mehmet Tansuğ'un kullandığı bir deyimle "Başını yastığa burada koymayan" nüfusun bölgesidir. Satın alınıp sözde restore edilen harabelerin çoğu oteldir. Bu otellerin de kaçta kaçı gerçekten bu sanatı hakkıyla yerine getirir, ne kadarı kısa ömürde ortalama turistten para kazanır tartışılacak konudur. Eminönü eski sahafların bile önemini ve hizmet öncülüğünü kaybettiği ve ancak bazı yayınevlerinin bulunduğu, okulların ise tercih etmediği bir bölgedir. Konut bölgesinin gelişme göstermesini engelleyecek unsurların başında imalat sektörünün burada bulunması gelir. Bu kadar izbe imalathane ve depo ile Eminönü'nün cazip bir bölge olması mümkün değildir. Bizim neslin hayatı içinde İstanbul'un "İstanbulca konuşan halkı" buradan kaçmıştır. Gelenler eğitimsiz bekar işçiler kalabalığı ve onların sığındığı bir alay garip imalathane ve depodur. Şimdi bir butik oteller kalabalığı bunların yerini almak için didiniyor. Bunlar öbürüne tercih edilse de buraya ne nezafet ne de nezaket ve zarafet getirecekleri şüphelidir. Konuta açılmayan Eminönü bölgesi bu haliyle ancak yakın gelecekte suçluluğa açılabilir. Gerçek anlamda konutlaşmanın, orta sınıfa açılmasının birtakım tedbirlerle teşviki ve temini gerekir. Muhteşem eserler insanlığın dikkatini bu bölgeye çekiyor.
Niçin Eminönü diyoruz? Çünkü Eminönü ne halt edersek edelim elan "1500 yıllık başkentim" diye bağırıyor. Beşer tarihinin iftiharı olan bu kadar eser ve cesim olanların yanında küçük ama muhteşem olanları bu bölgeye bütün insanlığın dikkatini çekiyor. Eğer UNESCO'dan, şuradan buradan birtakım adamlara "Sizi dünya mirası listesinden çıkartırız ha!" gibisinden sinir bozucu laflar ettirmek istemiyorsak, aklımızı başımıza toplamalıyız. Bir kere Türkiye müzelerinin yüzde 70 gelirini getiren Ayasofya ve Topkapı gibi devasa miras buradadır. Onların yanıbaşındaki Arkeoloji Müzesi geliri itibarıyla onlarla baş edemese de zenginlik ve önem bakımından Türkiye'nin çağdaş kültürünün ve arkeoloji ilminin yüz akıdır. Bir de Sultanahmet'teki Türk İslam Eserleri Müzesi gibi zenginliği sayalım. Bu müzeler adası ve etraftaki tarihi sarnıçlar Osmanlı su terazileri, Valens gibi Roma su kemerleri, küçük kiliseler, pandantif gibi camiler her biri mücevher gibi olan 100'e yakın türbe, selatin camileri yanında Sokollu ve Rüstem Paşa gibi mutantan veziri azam camileri bu bölgenin hem ulusal iftihar vesilesi hem de uluslararası önemde bir yer olmasına nedendir. Eminönü nüfusuna dikkat etmek zorundayız. İcabında idaresi için hususi kanun çıkartmak zorundayız. Bütçesini belediye bütçeleri ve gelirleri sistemi içinde düşünmeliyiz. Asayişine ve imar kurallarına istisnai kurumlarla müdahale etmek zorundayız. En başta üniversite olmak üzere devletin ve ardından özel şahısların buraya abuk sabuk binalar yapmasına izin veremeyiz. Yapılan yanlışları en kısa zamanda buldozer marifetiyle temizlemek zorundayız. Bu İstanbul için ikinci bir imar hamlesi demektir ama yapmalıyız. Biz yapamazsak evlatlarımız ve torunlarımız bizlerle alay ederek yapacak. En çok dikkat edilmesi gereken bu bölgede 19'uncu asır devletinin fizik yapılarla somutlaştığını bilmeliyiz ve o eski nezaret binalarını tekrar akıllıca restore edip kullanmayı düşünmeliyiz. Sultanahmet Meydanı'ndaki çirkin adliye binasını -ki maalesef dahi mimarımız Sedad Hakkı bey tarafından yapılmıştır- ve bir gudubet yapı olan büyükşehir belediye binasını hâk ile yeksan yani yerle bir etmenin yollarını düşünmeliyiz. Bazen çirkinliği yıkmak, güzelliğe ve doğruluğa hizmetin en iyi yoludur.
Kaynak: Milliyet PAZAR, 7 Ağustos 2005
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)